Doğa affetmez, intikamını alır!

yangın-sel

En önemli doğal kaynaklarımızdan biri olan ormanlar; artan nüfus ve giderek genişleyen tarım arazileri, kentleşme ve sanayileşme gibi nedenlerle yoğun bir baskı altındadır. Ülkemizde ormanların azalması ya da ekonomik olarak verimsizleşmesi, artık güncel bir sorundur. Orman azaltıcı faktörlerden birisi de orman yangınlarıdır.

Son günlerde ülkemizin dört bir yanında ormanlarımızın yanarak yok oluşunu içimiz yanarak takip etmekteyiz. Başta Ege ve Akdeniz Bölgesi olmak üzere birçok bölgemizde ortaya çıkan bu yangınlar can ve mal kaybı yaşatmanın yanı sıra idarenin bu konuda etkisiz kalması ve yangınların durdurulamaz bir noktaya gelmesi sonucuyla orman habitatının yok olması noktasına gelmiştir.

YANGINI ÖNLEMEK VE SÖNDÜRMEK KAMUNUN GÖREVİDİR!

Ormanlık alanların korunması ve orman yangınlarının söndürülmesi kamunun temel amacı ve görevidir. Devlet, olmanın gereğidir.

Anayasa Madde 169 “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.” Şeklindedir.

6831 Sayılı Orman Kanunu Madde 69 ise “Orman idaresi, orman yangınlarını önlemek ve söndürmek maksadıyla her türlü hizmeti yapar veya yaptırır. Orman sayılan alanlar dışındaki yangınlarda ormana sirayet etme riski bulunan kırsal alan yangınlarının söndürülmesine imkânlar ölçüsünde katkı sağlanır. Bu maksatla görevlendirilen personel hakkında 71 inci madde hükümleri uygulanır. Orman yangınlarını önlemek maksadıyla, orman yangını öncesinde ve yangın esnasında orman idaresi ile diğer kamu kurum ve kuruluşları arasındaki koordinasyonu, mahallin en büyük mülki idare amiri sağlar. Kamu kurum ve kuruluşları, mahallin en büyük mülki idare amirinin verdiği talimatları yerine getirmek ve her türlü desteği sağlamakla yükümlüdür. Yangın söndürme çalışmalarına fiilen katılan resmi ve özel her türlü aracın akaryakıt giderleri Orman Genel Müdürlüğünce karşılanır. Orman yangınlarıyla mücadelede gönüllülerden de faydalanılır. Gönüllülerin yangına ulaşımı ile yangın söndürmeye yarayacak aletleri ve giyecekleri, Devlet ormanlarında orman idaresi, diğer ormanlarda ise sahipleri tarafından karşılanır. Yangına katılan personel ve gönüllülerin iaşe giderleri yangın söndürme faaliyetleri süresince orman idaresi tarafından karşılanır” şeklindedir.

Anayasa’nın 169. Maddesi ve 6831 Sayılı Orman Kanunu 69. Maddesi açıkça ormanların korunmasında sorumluluğun devlete ait olduğu ve orman yangınlarında orman idaresinin görevli olduğu belirtilmiştir.

Orman Yangınlarının Önlenmesi ve Söndürülmesinde Görevlilerin Görecekleri İşler Hakkında Yönetmelik mevzuatı madde 11’de “Yangın çıktığında, hangi köy ve kasaba mükelleflerinin hangi ormanlarda yangın söndürmeye iştirak edecekleri, yangının genişleme ihtimalleri göz önünde tutularak bir plan halinde orman teşkilatınca tespit edilir. Bu plan Valinin tasdiki ile kesinleşir. Yangın seyri itibariyle fevkalade bir hal aldığı ve planda tertiplenen mükelleflerin yetişmediği hallerde münasip köy ve kasaba mükelleflerinin de sevki yangın amirinin teklifi ile idare amirlerince sağlanır. Bu planların değişimine idari gerek duyulmadığı yahut Orman Amenajman Plan Ünitesi ve iç taksimat düzeninde Orman İdaresi ile mülki idarenin o yer ile ilgili kuruluşlar şemasında yeni birimlerin oluşumuna yol açan değişiklikler olmadığı sürece yürürlükte kalır.” şeklinde yangının söndürülmesi için sürdürülmesi gereken planlama açıkça belirtilmiştir. Ancak yaşanan süreçte Bakanlıkça hiçbir şekilde iyi bir organizasyon sağlanamamış, yangına gerekli müdahaleler edilememiş ve vatandaşın bölgeden planlı bir şekilde tahliyesi sağlanamamıştır. Yok olan ormanlarımızın yanında can kayıpları yaşanmış insanlar evlerinden, yaşamlarından olmuştur.

Yaşadığımız yangın sürecine baktığımızda öncesinde hiçbir şekilde gerekli teknik ve idari alt yapının sağlanmadığı açıkça ortadadır. Başta Orman Bakanı olmak üzere bakan yardımcıları ve üst düzey yöneticilerin hepsi hem siyasi olarak hem de hukuki olarak bu “iyi yönetememe” halinin yaşattığı felaketten sorumludur.

Yangının söndürülmesi için görevli olan itfaiye teşkilatının ne denli asli ve sürekli bir görev olduğu ve itfaiye hizmetinin bir kamu hizmeti olduğu Anayasa Mahkemesi E: 2019/27, K: 2019/56 sayılı aşağıda bahsedeceğimiz kararında da açıklanmıştır.

Anayasa Mahkemesi E: 2019/27, K: 2019/56 sayılı kararıyla itfaiye hizmetlerinin bir kamu hizmeti olduğunu belirtmiştir. “Toplumsal yaşamın zorunlu gereksinimlerinden olan düzenlilik ve süreklilik isteyen itfaiye hizmeti, niteliği gereği bir kamu hizmetidir. İtfaiye teşkilatı tüm dünyada kurumsallaşmış en yaygın acil durum örgütlerindendir. İtfaiye hizmetinin, belediyelerin gerçekleştirmek zorunda olduğu diğer birçok hizmetten ayıran kendine özgü nitelikleri, bu hizmetin genel idare esaslarına göre memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi gereken asli ve sürekli bir görev kapsamında değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.”

Anayasa Mahkemesinin bu kararından da anlaşılacağı üzere itfaiye hizmetlerinin önemi ve toplumsal yaşamda nasıl kritik bir noktada olduğu ortadadır. Orman Bakanlığının itfaiye teşkilatında bir eksiklik varsa veyahut kanunun ve yönetmeliğin çizdiği sınırlara uygun davranılmamışsa hatta yerel yönetim itfaiye teşkilatları düzgün bir şekilde çalışamıyorsa bugün yaşanılan faciayı yaşamamız zaten kaçınılmaz bir son olacaktı.

YANGININ YARALARINI KİM SARACAK?

Yangın alanlarındaki tahribat, yok olan ağaçlar ve bitki örtüsü, ölen ve yaralanan hayvanların hali canımızı bu denli yakarken bir yandan da vatandaşımızın maddi ve manevi yaralarını nasıl saracağımız sorusu gündeme gelmektedir.

Halkımız tarafından zaten gönüllü olarak sürmekte olan yardım kampanyaları devam ederken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından “Milletimiz cömerttir. Elinden gelen desteği her zaman yapar” açıklaması yapılması devletin bu konuda elini taşın altına koymaktan kaçınarak ilk olarak sorumluluğu vatandaşa yüklemesi idarenin kusursuz sorumluluğu ilkesi ile bağdaşmayan bir davranıştır.

İdare, yapması gereken bu kamu hizmetini gereği gibi yerine getirmediği için yangının boyutları her dakika katlanarak artmış ve çevreye daha çok yayılarak tahribat artmış; can ve mal kayıpları yaşanmıştır. Devlet, kanunen bölgedeki vatandaşın mağduriyetinden sorumludur ve zararın tazminini karşılaşmak için vatandaştan hiçbir para vs. talep edemez.

İdare, hizmet kusurundan dolayı kusuru oranında vatandaşın zararını ödemekle yükümlüdür. Hizmet kusuru, idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin hiç işlememesi, kötü işlemesi veya geç işlemesi sonucu ortaya çıkan zararın ödenmesini öngörür. İdarenin tutum ve davranışlarından, kusurlu olmasa da sorumlu tutulmasına ‘’kusursuz sorumluluk’’ denir. Kusursuz sorumlulukta idarenin davranışı ile uğranılan zarar arasında nedensellik bağının kanıtlanması yeterlidir. İdarenin davranışının kusurlu olduğunun kanıtlanmasına gerek yoktur. Ayrıca, idarenin tutum ve davranışlarının hukuka aykırı olması da gerekmez.

Kusur sorumluluğu dışında, devletin sosyal risk ilkesi gereği kamu düzenini bozmaya hatta anayasal düzeni yıkmaya yönelik anarşi ve terör olaylarından doğan zararlardan da kusursuz sorumluluğu vardır. Böyle bir durumda devlet hiçbir kusuru olmasa dahi vatandaşın bütün zararını gidermekle yükümlüdür.

Vatandaş çaresizce evlerinin yanışını izlerken TOKİ’nin yeni konut projelerini internet sitesinde yayınlaması ve vatandaşa karşı söylenen “500 bin liralık masraf varsa, 300’ünü karşılayacağız. 200’ünü de 2 yıldan sonra 500-500 kira öder gibi ödeyeceksiniz” sözleri hem hukuken hem vicdanen doğru değildir. Vatandaşın yaşadığı mağduriyet ortadayken olayı bir kentsel dönüşüm projesiymişçesine ödeme planı dahi düşünülerek bir düzenleme yapılması Anayasa’ya, ilgili mevzuata, idarenin kusursuz sorumluluğu ilkesine aykırı bir durumdur. Vatandaştan tek bir kuruş dahi istenemez. Devlet, zararın tazminini sağlamakla yükümlüdür.

İdare; yangınlar bittikten sonra bölgedeki her vatandaşın zarar gören tüm değerlerini aynen tazmin etmekle yükümlüdür. Hiçbir şekilde tek bir vatandaştan dahi katkı alarak ya da borçlandırarak veya kredilendirerek zararını karşılama planı yapamaz. Bu idarenin kusursuz sorumluluğunun gereğidir.

GEÇMİŞTE YANAN ORMANLARIMIZ BUGÜN NE HALDE?

Türkiye’deki ormanlar ekosistemler olarak korunmuyor ve onun yerine gelir yaratan araziler olarak görülüyor. 2010’dan bu yana ormanlık alanların yüzde 6’sı artık orman kategorisinde değil ve turizm, maden ve enerji gibi diğer amaçlar için tahsis edildi. Son 10 yılda ülkemizde toplam 23.880 orman yangını çıkmış ve 66.650 hektar alan etkilenmiş. Yani kaba bir hesapla 93 bin futbol sahasından fazla ormanımız yanmıştır.

2020 yılında yapılan araştırma sonucundaki verilere göre; 2B affı kapsamında 473 bin hektar alan, orman vasfını kaybettiği gerekçesiyle Hazine’ye devredilmiştir. İmara açılan orman arazileri zaten bu rakamı çoktan aşmıştır.

Öte yandan Türkiye’yi yasa boğan orman yangınlarının TBMM tatile girmeden hemen önce 18 Temmuz günü çıkan bir yasadan sonra başlaması kamuoyu nezdinde dikkat çekmektedir. 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nda değişiklik yapan yasa, tam da orman yangınlarının başladığı 28 Temmuz 2021’de Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun 1’inci maddesi “d” fıkrasına göre “Kültür ve Turizm gelişme bölgeleri dışında kalsa bile” orman arazileri “kamu yararı” kapsamına alınarak turizm yatırımcılarına açılabilecek. Yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilan edilecek bu alanlardaki devlet taşınmazları da turizm kapsamına alınabilecek. Bu durumda Tarım ve Orman Bakanlığı tasarrufundaki kıyı, göl, dağ gibi doğal alanların yanı sıra otel ya da turizm tesisi kurmaya uygun olan ve diğer bakanlıların tasarrufunda bulunan alanların da Kültür ve Turizm Bakanlığı tasarrufuna devri mümkün olabilecek.

Yani Kanunun 1’inci maddesi “d” fıkrasına göre, “Kültür ve Turizm gelişme Bölgeleri dışında kalsa bile” orman arazileri “kamu yararı” kapsamına alınarak turizm yatırımcılarına açılabilecek. “Yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilan” edilecek bu alanlardaki bütün devlet taşınmazları da turizm kapsamına alınabilecek.

Ormanları koruma yükümlülüğü ancak yanmış olan ormanların yeniden doğaya kazandırılması ile mümkün olabilir. Bu alanları ticari işletmeye, otellere, eğlence alanlarına, kısacası “yak, işlet devret” sistemine çevirmek oluşan tahribatı kalıcı hale getirmekten öte gitmez. Yapılan bu düzenleme ile herhangi bir fırsat bulunduğu anda bu alanlardan yararlanmanın yolu açılmaktadır. Kamuoyu nezdinde ormanlarımızın “menfaat çetesine” kurban gittiği algısı oluşması artık alışıldık bir hal almaktadır.

Bunun en acı örneklerinden biri 15 Temmuz 2007’de Güvercinlik mahallesinde 100 hektarlık Kızılçam ağaçlarının bulunduğu ormanlık alanda yangın meydana gelmiş, yangın sonucunda 250 hektar orman alanı ile 30 hektara yakın tarım arazisi ve zeytinlik yok olmuştu. Dönemin Muğla Orman Bölge Müdürü ve çeşitli devlet erkanı “Ormanlık alanlar ve imar yerleri belli. Kesinlikle iddia ediyorum ki yanan yerler ne 2B kapsamında olacak ne de imara açılacak. Dışarıda söylenenlere itibar edilmesin. Yakın zamanda yanan yerleri temizleyeceğiz. Ekim ayında ilk yağmurlarla birlikte tohumlama ve fidan dikimi yaparak yeşillendireceğiz” ifadelerini kullanmıştı. Ancak bu ifadelere rağmen yanan arazinin bir bölümünde lüks oteller yapıldı. Bölgede yer alan La Blanche Island isimli otel 2012’de, Titanic Deluxe Bodrum 2016’da Lujo Bodrum Hotel 2018’de açıldı. Bodrum Güvercinlik’te 13 yıl önce çıkan orman yangınının ardından yeşillendirileceği söylenen araziye dikilen o otel, bugün çıkan yangın nedeniyle tahliye edildi.

Yanan orman arazilerinin imara açılması Anayasa m169’a ve 6831 Sayılı Orman Kanunu m69 açıkça aykırılık teşkil eder. Zamanlaması manidar olan bu yasa ile küle dönen ormanlarımız “kamu yararı” kapsamında imara açılabilecek ve üzerlerinden her türlü rant ve kazanç sağlanarak katledilen doğanın içine beton yığınlarının bir yenisi eklenecektir.

Unutmamak gerekir ki orman bir ekosistemdir. İçerisinde birçok canlıyı barındıran, doğal dengeyi sağlayan, soluduğumuz havanın kalitesini dahi belirleyen ormanlık arazilerdir. Yanan sadece bir ağaç topluluğu değil içerisinde bulunan hayvanlar ve bitki örtüsüyle geleceğimizdir.

Sonuç olarak; ekosistemi, insan hayatını, doğal ortamında yaşamına devam eden hayvan dostlarımızın canını hiçbir şekilde önemsemeden gerekli tedbiri ve müdahaleyi yapmayan devlet; unutmamalıdır ki insanlar bu yaşananları unutsa da doğa asla unutmaz, elbet intikamını alır!

AV. CESİM PARLAK