Köşe Yazarı

Saraylara değil adalete ihtiyacımız var!

Abone Ol

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

2020-2021 Adli Yıl Açılışı Yargıtay’ın İncek’te yapılan yeni binasında düzenlenen tören ile gerçekleştirildi. Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği’nin genelgesiyle 20 Temmuz’da başlayan adli tatil 1 Eylül itibariyle sona erdi. Yargıtay Başkanlığının yapımı tamamlanan yeni hizmet binasının açılışının da yapıldığı törende Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açılış konuşmaları yaptı. Yargıtay’ın yeni yapılan binasının da aynı programdaki törenle açılışı yapıldı. Törende Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ta dua etti.

Açılış töreninde Diyanet İşleri Başkanının pozisyonu itibariyle Sünni İslam geleneğini temsil eden bir kurumun temsilcisi olarak bulunması hali devletin laiklik ilkesi ile ters düştüğü meselesiyle yeniden tartışma konusu oldu. Bir kesim açılışta açılış da dua edilmesinin laikliğe ters olmadığını savunurken diğer taraf bu görüntünün laikliğin temeline dinamit koyduğu ve devletin “laik devlet” ilkesine savaş açıldığı boyutunda karşı çıkmaktadır.

Yargının bağımsızlığının temel şartlarından birisi de hiçbir inancı referans almaması bir inançla meselelere eğilmemesine bağlıdır. Eğer bir yargı sisteminde olaylar ve olgular dini referanslarla çözülmeye çalışılıyor ve hüküm veriliyorsa o yargının bağımsızlığından ve tarafsızlığında bahsedilemez. Ali Erbaş’ın açılış sahnesindeki pozu da yargının dini referanslara meyil etmeye başladığının alameti farikası olarak görülmektedir. Toplumda her inanç ve her düşünceye sahip insanlar yaşadığı için sadece bir inancı temsil eden birinin yargı ile ilgili bir törende dua etmesi toplumun diğer inanç mensupları açısından bir kaygı ve tehlikeye yol açmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasayı yaparken laiklik ilkesini işte bu temel kaygılarının yaşanmaması adına temel ilke olarak koymuştur.

İncek’te açılan yeni Yargıtay binasının büyüklüğü, konforu ile övünülürken yargının içinde bulunduğu adalet üretmez hali dikkate alınmıyor. Toplumun asıl istediği büyük binası olan bir Yargıtay değil, adalet dağıtan bir Yargıtay’dır.

ADLİ TATİL NEDİR?

Yargı çalışanlarının toplu izne çıktığı adil tatil, her yıl aynı tarihler arasında yapılmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Adli tatil süresi” başlıklı 102. maddesinde: “Adli tatil, her yıl 20 temmuzda başlar, 31 ağustosta sona erer. Yeni adli yıl bir eylülde başlar.” ifadesi yer alır. Adli tatil boyunca adliyelerde görev yapacak nöbetçi mahkemeler, tutuklusu olan ve acil nitelik taşıyan davalara bakılmaktadır. Adli tatil sürecinde Yüksek yargı organları Danıştay ile Yargıtay da nöbetçi heyetler görev yapmaktadır. Danıştay da görev yapacak nöbetçi heyet, esastan karar veremeyecek ve yalnızca “yürütmenin durdurulması” taleplerini karara bağlayabilmektedir. Yargıtay’da da ceza ve hukuk olmak üzere iki nöbetçi daire görev yapmaktadır ve ceza dairesi, tutuklu sanıklarla ilgili dosyalara bakar. Anayasa Mahkemesi ise adli tatil kapsamına girmemektedir. 1 Eylül itibariyle de adli tatil sona erip yeni adli yıl başlangıcı yapılır ve süreler, çalışma saatleri, duruşmalar olağan düzenine geri döner.

BAĞIMSIZ OLMAYAN BİR YARGI, ONUN, “MUHTEŞEM” DİYE NİTELENDİRİLEN BİNASIYLA HUKUK DEVLETİ NİTELİĞİNİ KAZANMAZ!

İlk kez 1943 yılında yapılmış olan ve günümüze dek devam eden adli yıl açılışlarında törenin amacı ve yargının bağımsızlığı ilkesi göz önüne alındığında siyasi figürlerin konuşmaları ya da bir Diyanet İşleri Bakanı’nın açılışta dua etmesi kamuoyu nezdinde yargı bağımsızlığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir devlet olması konularında rahatsızlık yaratmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesine göre, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuk devletinin varlığından söz edebilmek için varlığı zorunlu unsurlardan birinin yargı denetimi ve yargı bağımsızlığıdır. Devletin bağımsızlığı kadar devleti oluşturan temel kurumların bağımsızlığı da önemlidir. Bunların başında “YARGI BAĞIMSIZLIĞI” gelir. Yargı bağımsızlığı, hukuk devleti olmanın baş koşuludur. Açılış programının düzenlenmesi tamamen Yargıtay’ın bir iç işidir. Buna dışarıdan hiçbir kişi veya makam müdahalede bulunamaz. Adlî yıl açılış töreninde yapılacak konuşma serbest kürsüde yapılan bir konuşma değildir. Törenin amacı doğrultusunda, adlî üslûp içerisinde yapılması gerekli olan bir konuşmadır. Töreni genel politikanın tartışıldığı bir ortam haline dönüştürme istidadı taşıyan bir konuşmaya burada asla yer yoktur. Söz konusu olan açılış herhangi bir kurum, kuruluş açılış değil “yargı yılı” açılışıdır. Siyasi veya dini figürlerinin konuşma yapması toplumdaki adalet duygusunu zedelemekten öte gitmeyecek bir hamledir.

Politikanın yargıya sokulmaması, yargı bağımsızlığının teminatı ve aynı zamanda Yargıtay’ın titizlikle koruduğu temel bir ilkedir. Bu titizlik sebebiyledir ki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun da Başkanı olmalarına rağmen kendilerine güvensizlikten değil ve fakat taşıdıkları, politik sıfat itibariyle Adalet Bakanlarının bu törenlerde konuşma yapmaları söz konusu olmamıştır. 1989-1990 adli yıl açılışında gündeme gelen dönemin Adalet Bakanının açılışta konuşma yapması fikri Yargıtay Başkanı tarafından siyasi figürlerin bağımsız ve tarafsız bir hukuk anlayışına gölge düşüreceği ve toplumdaki adalet inancının zedelenmemesi için kabul edilmemiştir. 1989’da Adalet Bakanı’nın konuşma yapmasının etik bulunmayıp kabul edilmediği bir adli yıl açılışından 2021 de Diyanet İşleri Başkanı’nın dua ettiği bir yargı yılı açılışına evirilmiş olmak bugün ki hukuk düzeninde geldiğimiz yeri çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Yargı ve siyaset birbirine karıştırılırsa ikisi de niteliklerinden çok şey kaybederler ve geriye hiçbir şey kalmaz. Adlî yıl açılış töreni hiç kimsenin politik heveslerine basamak teşkil edemez. Erkler eşitliği söz konusu olmadığı için bir siyasi figürün konuşma yapmasının adil, tam bağımsız, tarafsız yargı anlayışına uygun olmadığı açıkça ortadadır.

Dini bir figür olan Diyanet İşleri Başkanı’nın adli yıl açılışına katılmasında elbette bir sakınca yoktur. Ancak yeni yargı yılının dualarla açılması görüntüsünün verilmesi laik devlet anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Diyanet İşleri Başkanı’nın duasında söylediği “Ya Rab, Yargıtay’da 1.5 asırdan beri nice hâkimler, savcılar hizmet etti. Onlar, senin adaletini, emrettiğin adaleti yerine getirmek için gayret etti” sözü adaletin temeline dinin getirilmesi algısına hizmet etmektedir. Türkiye Devleti, laik bir devlettir, şeriat devleti değildir.

TOPLUMDA YOK OLAN “ADALET” DUYGUSU

Bir ülke için ekonomik krizlerden daha önemli olan bir konu toplumun yargıya, adalete olan inancını yitirmesidir. Ülkemizde son dönemlerde yaşadığımız olaylar yargıya olan müdahaleleri oldukça arttırdı ve bu nedenle güven oldukça azaldı. Kamuoyu tarafından arkasında siyasi desteği olmayan kişilerin hakkını aramaktan çekinmesi ve adaletin tecelli edeceğine olan inancını yitirmesi anlayışı hâkim geldi. Adalet; belli bir zümreye, inanca, topluluğa, siyasi görüşe ya da paraya tesis edilecek bir duygu değildir. Eğer bir ülkede vatandaş haklarının korunduğuna olan inancını yitirdiyse toplumsal yozlaşma ve kutuplaşma kaçınılmaz olacaktır.

TÜİK verilerine dayanarak, yasaların herkese tarafsız ve adil uygulandığını düşünenlerin oranını 2018 yılı için yüzde 38,1 olarak gösteriliyor. 2019 yılında ‘Metropoll’ araştırma şirketinin Ocak ayında yaptığı kamuoyu yoklamasında ‘Kurumlara Güven’ başlığında çıkan sonuçlar yargıya güven konusunda yeteri kadar fikir vericidir. Ankete katılanlardan yüzde 54,3’ü “mahkemelere güvenmediğini” söylerken, güvendiğini belirtenlerin oranı yüzde 41,0’de sınırlı kalmıştır. Geçtiğimiz yılın sonuna doğru MAK tarafından yapılan ankette sorulan kurumlar arasında ‘en az güvenilen’ kurum maalesef ‘yargı’ oldu. ‘Yargıya güveniyorum’ ve ‘yargıya çok güveniyorum’ diyenlerin toplamı sadece yüzde 18 olarak açıklanmıştır.

Yapılan araştırmalardan da açıkça görüleceği üzere toplum her geçen yıl adalete, mahkemelere, bağımsız yargıya olan inancını yitirmiştir. Ülkemizde her geçen gün bu inancın daha da yitirilmesi ve bu konu ile ilgili hiçbir şekilde bir önlem alınmaması tıpkı bir uçuruma doğru giden freni patlamış arabadan farksız değildir.

Toplumun adalete olan inancının yeniden tazelenebilmesi için atılması gereken ilk atım “bağımsız ve tarafsız yargı” düzeninin sağlanmasıdır. Unutmamak gerekir ki siyasi hükümetler, figürler, dini baskılar, gücü elinde tuttuğunu zanneden kişiler gelip geçicidir. Ancak hukukun üstünlüğü bakidir.

Türkiye, 2019 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde (Rule of Law Index) 126 ülke arasında 109’uncu sırada yer aldı ve 109. sıradaki bir ülkenin ihtişamlı binalarla hukuk devleti olması zaten mümkün değildir. Dünyanın en büyük Yargıtay binasına sahip olabiliriz ancak dünyadaki hukukun üstünlüğü endeksinde bu sırada kaldığımız müddetçe o bina bir vitrin olmaktan öte gitmeyecek ve hiçbir işe yaramayacaktır. Asıl övünmemiz gereken mesele binaların devasalığı değil hukukun üstünlüğü sıralamasında ilk sıralarda olabilmektir. Yargı tam bağımsız ve laik olmalı ki devletin yasama ve yürütme erklerinin hukuk dışı işlemlerini hukuk içine çekebilsin, hukuk içinde tutabilsin; vatandaşın haklarını koruyabilsin ve tam anlamıyla kamuoyu vicdanındaki “adalet” inancını sağlayabilsin.

AV. CESİM PARLAK

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir